İş hayatına 1994 yılında Borusan Grubu’nda başlayan Tevfik Durmuşoğlu, on altı yıl boyunca grubun farklı iş kollarında, farklı pozisyonlarda görev yaptı. Son dört yılda ise Yalın, Altı Sigma ve İnovasyon konularında sorumluluk üstlendi. Grubun farklı şirketlerinde iş mükemmelliği programının yürütülmesi, proje yönetimi, eğitim, koçluk, danışmanlık ve inovasyon konularında çalıştı. Bu dönemde yaklaşık 500 proje tamamlayıp ve 200’ün üzerinde proje lideri yetiştirdiler.
2010 yılında İnovasyon, Yalın, Altı Sigma gibi kavramları da içine alan problem çözme yaklaşımları alanında global bir danışmanlık şirketi olan BMGI’ın Türkiye operasyonunu kurdu.
General Dynamics, TNT Express, Avis Budget, De Beers, Credit Suisse, Hitachi, Siemens, Philips gibi dünya devleri ile çalışan BMGI’ın farklı dillerde ve kültürlerde danışmanlık hizmeti vermesi ve global platformdaki üstünlüğü Türkiye ve bu bölge için eminiz önemli bir fark yaratacaktır.
Türkiye’deki iş çevreleri inovasyon ile ilgili gelişmeleri sizce ne ölçüde takip edebiliyor?
Dünyadaki eğilime paralel olarak son yıllarda Türkiye’de de konuya yönelik ilgi artıyor. İnovasyon, özel sektör ve akademik çevre gündeminde kendisine giderek daha fazla yer buluyor.
Bu ilginin kaynağı, ağırlıklı olarak yıllardır iş süreçlerini geliştirmek için çaba gösteren ve belli bir kurumsal kültür olgunluğuna erişmiş görece büyük ölçekli şirketler. Bu profildeki şirketlerin stratejik öncelikler listesinde inovasyon adım adım yukarıya doğru tırmanıyor.
Bunun yanında Türkiye ekonomisinde büyük bir dilimi oluşturan orta ve küçük ölçekli kuruluşlarda da bir hareketlenme olduğunu düşünüyorum. Planlı ve yapısal bir inovasyon dönüşümünden ziyade, içgüdüsel bir “rekabetin içinde kalma ve farklılaşma” refleksi olarak ortaya çıksa da, ekonominin bu kesiminde de inovasyonun izleri kendisini göstermeye başladı.
Yine de işin çok başında olduğumuzu düşünüyorum. Başarılı girişimlerin genele yayılması ve Türkiye’nin bir inovasyon merkezi haline gelmesi için önümüzde kat edilecek uzun bir mesafe var.
Pek çok farklı şirkete danışmanlık hizmeti vermektesiniz, sizce Türkiye’de bulunan şirketlerin inovasyonu uygularken önlerindeki en büyük engeller nelerdir? Mesela inovasyonu sadece ürün yaratmak olarak mı görüyorlar ya da ek maliyet olarak mı algılıyorlar?
İnovatif bir şirket, kendisini rakiplerinden farklı kılıp rekabet avantajını ele geçirmesini sağlayacak ürün veya hizmetleri planlı ve sürekli şekilde üretebilen şirkettir.
Kimsenin fark etmediği bir fırsatı şans eseri yakalayıp değerlendirmek ya da bir süreliğine yüksek kar sağlayacak bir “icat” yapmak herkesi mutlu eder; ama az önce bahsettiğim tanım bunun çok ötesinde. Önemli olan organizasyonda sürdürülebilir, sistematik bir yenilikçilik ve farklılaşma refleksi oluşturmak.
“Buna kimin ihtiyacı var?” sorusunun cevabı ise basit: Herkesin.
İnovasyonun önündeki en büyük engelin de kavramın anlaşılmasındaki eksiklik olduğunu düşünüyorum. Halen birçok şirket inovasyonun ünlü markalara, teknoloji şirketlerine ya da internet girişimcilerine mahsus olduğu algısında.
Faaliyet alanınız ne olursa olsun bugünün iş dünyasında önerdiğiniz ürün ve hizmetlere rakipleriniz tarafından kısa sürede cevap veriliyor. Ürün ya da hizmetiniz kopyalanıp kısa sürede ticarileşiyor. Yüksek kar marjlarını uzun süre devam ettirmek mümkün değil; fiyat baskısı kısa sürede kapınıza dayanıyor. O yüzden pazara sürekli olarak yenilikçi bir çözüm sunmanız, bu çözüm ticarileştiğinde bir yenisini daha bulmanız gerekiyor.
BMGI olarak otuzun üzerinde ülkede aktif müşterimiz var. Çok sayıda müşterimiz ile madencilik, iletişim, lojistik, üretim, finans gibi çok farklı sektörde ürün ve süreç inovasyonu çalışmaları yürütüyoruz. Bu çalışmaların kapsamı, kurgusu ve hedefleri, şirketin nereye varmak istediğine göre belirleniyor.
Her şirketin kendisi için bir inovasyon tanımı yapması ve bir inovasyon stratejisi belirlemesi gerekiyor. Bu anlamda sürdürülebilir inovasyon ek bir maliyet ya da “lüks” değil, tam aksine sektör ve ölçekten bağımsız olarak tüm şirketlerin rekabetin içinde var olabilmesinin en temel unsuru.
İnovasyon ve açık inovasyon kültürü nerede başlar? Şirketlere inovasyon kültürü oluşturmada ne önerirsiniz?
En iyi sonucu alabilmek için inovasyonun bütünsel bir yaklaşımla ele alınması gerekir. Bizim bu konuda dünyada uyguladığımız yol haritası kısaca:
- organizasyondaki mevcut inovasyon iklimi ve alt yapı için 42 farklı kategoride ön tanı konması,
- sonuçların değerlendirilmesi,
- strateji ile uyumlu bir ana plan oluşturulması,
- inovasyon süreçlerinin oluşturulması,
- D4 yöntemi ile inovasyon projelerinin yönetilmesi,
- yetkinlik gelişimi,
- destek fonksiyonların kurulup işletilmesi
olarak özetlenebilir.
İnovasyon her yerde başlar: Müşteri ile temas noktalarında, pazarlama stratejinizde, insan kaynakları süreçlerinizde, öneri sistemlerinde, hedef karnelerinde, eğitim programlarında, atölye çalışmalarında, proje yönetiminde.
Tüm bunların içinde açık inovasyonun kritik önemi olduğunu düşünüyorum. Açık inovasyon sektörden bağımsız olarak şirketlerin önündeki en büyük fırsatlardan biri. Bunu erken farkedip harekete geçen şirketler, diğerlerinden bir adım öne geçmiş olacaklar. Açık inovasyon kavramının hızla yaygınlaşacağını, hatta yakın gelecekte iş dünyasına bugün tahmin edemeyeceğimiz yeni kurallar koyacağını düşünüyorum.
Özellikle yukarıda bahsettiğim gibi bütünsel bir yapı ile birlikte kurgulandığında açık inovasyon bir şirketin inovasyon dönüşümünün kilit girdilerinden biri olacaktır.
BMGI bünyesinde gerçekleştirilen inovasyon ve açık inovasyon bahsedebilir misiniz?
İnovasyon çalışmalarımız şirketin pazarını, vizyonunu ve içinde bulunduğu rekabet ortamını tanımlayış şekline göre değişiyor.
Giderek artan sayıda şirket “kurumsal inovatif dönüşüm” isteği ile bize geliyor.
Bunun dışında spesifik bir problemin çözümü için birlikte çalıştığımız şirketler de var. Derin deniz madenciliği için çözüm geliştirilmesi, lojistik sektörü için yenilikçi bir dağıtım kanalı yapısı tanımlanması, inovatif pazarlama yöntemleri geliştirilmesi, tedarik zincirinde inovasyon gibi.
Açık inovasyon, bu tür spesifik problemlerin çözümünde baş vurduğumuz yaklaşımlar arasında ilk sıralarda yer alıyor.
Özel bir soru sormak istiyoruz. Borusan Holding gibi kurumsal bir işletmeden ayrılarak kendi işinizin başına geçtiniz. Bu süreçte hayatınızda neler değişti. İki durumu bizler için kıyaslayabilir misiniz?
Çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Hem Borusan gibi ilkeli ve önder bir kurumda uzun yıllar çalışma fırsatım oldu, hem de hayalimi gerçekleştirip kendi işimi yönetmeye başladım.
Her iki hayatın da farklı güçlükleri ve avantajları var. Ama insanin sevdiği, inandığı ve yetkin olduğu alanda kendi işini yapmasının benzersiz bir hazzı olduğunu da eklemeden geçemeyeceğim.