Uğur Özmen kimdir, biraz bahsedebilir misiniz?
1981 Odtü İşletme Mezunuyum. Her biri hizmet sektöründe yer alan; danışmanlık, eğitim, deniz acenteciliği, bankacılık, leasing şirketlerinde çalıştım. Çalıştığım süre içerisinde Türkiyede ilk defa bazı uygulamaları geliştirme şansımız oldu. Bunların en çok bilineni Türkiye’ de ilk taksitli kart fikrinin bana ait olması, bunun dışında bence daha önemli olan puan katologları var kredi kartlarında,kazanılan puanlarla katologtan bir şey seçilirdi. Kataloğun ortadan kaldırılıp bunların yerine internetten, e-posta ile istediğiniz zaman ulaşabildiğiniz bir yapının ortaya çıkarılması gibi bazı Türkiyede perakende bankacılıkta geçen yenilikler.
Şimdi ne yapıyorum? CRM Danışmanlığı yapıyorum. Bi yandan da Bilgi Üniversitesinde son 4 yıldan beri CRM dersleri veriyorum master öğrencilerine.
Uğur Özmen’e göre inovasyon nedir, ne değildir?
Bana göre inovasyon bir fikrin; verim veya fayda sağlayabilecek bir hale getirilmiş uygulamasıdır.
Bugüne kadar birçok işetmede çalıştınız yada danışmanlık verdiniz, Türkiye’ deki işletmelerin inovasyona yaklaşımlarını yeterli düzeyde buluyor musunuz?
Patronların kendilerinin işine yarayacak fikirlere hayır diyeceklerine inanmam! Burada önemli olan fikrin nasıl sunulduğudur. Bir patron kendisine yarayacak işe, “Ben bunu yapmayacağım, illa daha verimsiz, kötü çalışacağım” demez. Bu kendisine sunulan fikrin nasıl sunulduğu, faydalarının nasıl anlatıldığı ile ilgili aslında. Elbette bizim patronlarımız olağanüstü eğitimli değillerdir. Bir şirketi alıp küçük bir noktadan özellikle kobilerden bahsettiğimiz zaman belli bir noktaya getirmiş, bir takım fayda sağlamış artık evine ekmek götürebilecek, çalışanlarınında ekmek kazanmasını sağlayan bir insanın çoğunlukla faydalı bir fikre olumlu bakacağına inanıyorum. Yani dur bakalım icat çıkarma demez. Bu nasıl sorduğunuzla ilgilidir. Patron 85 yaşındaysa zaten yapılacak bir şey yok ama ülkemizin bu büyüyen ortamında patronların çoğunun 35-40 yaşlarında olduğunu düşünürsek, patronların kendilerinin bizzat bu sürece dahil olduğunu düşünüyorum.
Bir yazınızda “Kendi fikirleri dışındaki tüm fikirleri öldüren adam nitelemesini hak ettim” İfadesini kullanıyorsunuz. Bu konuyu biraz acabilir miyiz?
Aslında eğlenceli bir konu. Çalıştığım bir bankada üretim ve proje geliştirme ben yönetimin altındaydı. Dolayısıyla her fikir bana geliyordu. Öyle fikirler geliyordu ki mesela bir tanesi: “Hastane kartı çıkartalım.” En iyi hastanelerden bir tanesi A hastanesi diyelim şubeyle ilişkisi güzel, hastane yatırım yapıyor. Şube Uğur Özmen’i çağrıyor, masaya oturuyoruz. Hastane kartı çıkartalım diyorlar. Bana sorarsanız fikir çok kötü. Şimdi şöyle düşünün amaliyat olunca fazla puan kazanacaksın. Hasta olursanız daha çok puan kazanacaksınız. Böyle bir şey olmaz. O kartla her alışveriş yaptığınızda gören herkes: “Efendim geçmiş olsun iyisiniz inşallah ne var ne yok diyecek? “ İster misiniz? Ben böyle gelen bütün fikirleri öldürmüşümdür. Başka bir fikir daha söyleyeyim. Bir asansör firması kurumsal ilişkiler oldukça iyi şubeyle. Fikir: “Apartman yöneticileri için ortak kart çıkartalım: B asansörleri kartı.” Peki, müşteriye ne fayda sağlayacak? Apartman yöneticilerini nasıl ikna edeceksiniz? Siz o firmaya söz vermiş olabilirsiniz ama bu söz anlamlı mı? Fikirler insanlara fayda sağlamazsa o fikirleri çöpe atalım. Daha kötüsünü söyleyeyim bankanın girişinde birsürü dolap var, camsız kapalı. Dolaplardan birinin arkasına bu fikirleri, gelen e-mailleri yapıştırıyorduk. En kötü fikri en yukarı koyuyorduk, sadece biz görüyoruz bu fikirleri. Bir fikir gelince, ekibi çağırıp bu kötü fikir sıralamasında kaçıncı sırada yer alır diye tartışıyorduk. Uygulanabilir fikri olmayan herkes ortaya fikir saçar.
Theodore Levitt’in Pazarlama Miyopluğu Makalesinde,
“Esas sorun, kendilerine yaratıcı denilen insanların çoğu zaman esas meselelere el atma sorumluluğunu başkalarına havale etmeleridir. Bu kişilerin kafalarında birçok fikir vardır, ama işin peşini iş dünyasına özgü biçimde kovalama anlayışları çok kıttır. Sahip oldukları fikirlere kulak verilmesini ve denenmesini sağlayacak doğru çabayı göstermezler.” şeklide bir değerlendirme var. Bu sorun nasıl çözülebilir? Fikir üretilmesi ve bunların hayata geçirilememesi bir entelektüel sermaye israfı değil midir?
Yaratıcılık yetmez Pazarlama miyopluğu yazarı Theodore Levitt’in dünyada en çok bilinen makalesi… En çok alıntı yapılan makale bundan dolayı bizim için bir referans.
Ben fikri ortaya koyup bu fikri alın yapın demeyi uygun bulmuyorum. Fikri ortaya koyduktan sonra fikrin kime ne fayda sağlayacağını, ne gibi maliyetler doğurduğunu, ne gibi fırsatlar barındırdığını hatta mevcut alt yapıda ne kadar az değişiklik yaparsak bunu daha ucuz hayata geçireceğimizi hazırlamak zorundayım.
Bir şey aksadığı zaman, böyle olsa daha güzel olur dersiniz dimi? Peki niye kimse düzeltemiyor, düşünüyor musunuz? Ben cevabını size söyliyim. Neyin yanlış olduğunu bulmak işin en kolaydır. Nasıl düzeltileceğini bilmek işin en zorudur. Buna başka örnek verelim; evinizde bir iş yaptırırsınız orayı boyayan, burayı bozar; fayansı düzeltir, duvarlar mahvolur; boruyu tamir eder, fayansları kırar. Nasıl yapılacağını bilmektir önemli olan yoksa ne yapılacağını hepimiz biliriz. İnovasyonun önemli kısmı da nasıl hayata geçireceğini bilmektir.
Taksit kart benim en çok konuştuğum ukalâlığını yaptığım konudur. Böyle bir kart yapalım diye ortaya çıktığımı mı düşünüyorsunuz? Patronuma bunun ne fayda yaratacağınız anlattım. Buraya ilk girerseniz en büyük payı bizim alacağımızdan bahsettim. Bu payı almakla kalmıyoruz, normal kredi kartı işlemi yaptığımız zaman daha çok tüketiciyle beraberiz ama taksitliye geçirdiğimiz zaman işletmelerin önümüzdeki aylardaki paraları benim hesabıma yatmış oluyor. Bu durumda işletmelerin damarlarında daha çok akmaya başlıyorum. İşletmelerle ilişkimi bir anlık olmaktan bir-iki yıla çıkarıyorum. Bu faydayı anlattım ben patronuma, yoksa patronuma kalkıp ta taksitli yapalım, pazarı büyütelim demedim. Patrona bunun faydalarını sunarsanız, bak böyle böyle biz buradan bu kadar gelir kazanacağız, dünya zaten bunu yapıyor, bizim işimiz banka olarak kredi vermektir. Bunları anlatmazsanız kalkıpta “benim fikrim var” derseniz o fikri öldürecek Uğur Özmenler her zaman bunursunuz.
Çalışanların ve yöneticilerin inovasyon kaynağı olmasının yanısıra, şirket sınırları dışında yenilik potansiyeline sahip binlerce insan var. Şirketlerin müşterisi olsun yada olmasın, şirketi tanısın yada tanımasın, sektörü bilsin yada bilmesin kitlelerin şirketlerin inovasyon süreçlerine dahil olmasını nasıl yorumluyorsunuz? Erich Won Hippel buna yüzyılın en büyük inovasyon akımı diyor.
Çok olumlu buluyorum zaten sizinde söylediğiniz gibi crowdsoursing topluluktan yaratıcı fikirleri almak herkesin yapmak zorunda olduğu bir şey aslında. Burda zor olan sanırım bunun yolunu yöntemini şirketlere aktarmak. Yani burada size oldukça önemli görevler düşüyor. Dünya bunu yönetişim (governence) kavramı altında uygulamaya başladı. Birçok kurum kendi en üst yönetimine doğrudan kendi işiyle alakalı insanları almaya başladı. Örnek verirsek diyelim ki sizin bir içecek firmanız var, firmanızın yönetim kurulu üyelerinden bir tanesi fast food hızlı gıda genel müdüre rica ediyorsunuz ayda bir kere toplantılarımıza katılır mısınız diye. Amaç burada farklı bakış açıları geliştirmek bazen bunlar gıda ve içecek sektörü gibi birbirine yakın sektörler de olmayabilir, ne bileyim sizin içecek firmanız vardır. Ama işin içine kargo dağıtım firmasının genel müdürünü katabilirsiniz. Ondan çok şey öğrenebilirsiniz. O ülkenin ücra köşelerine ulaşıyor. Ama biz şirketin kendi içinde çalışanlara bir fikrin nasıl hayata geçileceğine dair yol, yöntem ortaya koymasını öğretemezsen insanların, “Benim böyle bir fikrim vardı bunu hayata geçirmediler çok güzel bir fikirdi.” demesinin olumsuz etkisinden nasıl kendimizi arındırmamız gerektiğini bilmemiz gerekiyor.
Ben yıllardan beri bu işi yaptığım için fikrin hayata geçmesi aşamasında topluma ne sunacağımı bilirim. Ben kalkıpta biraz önce örnek verdiğim hediye katolog puanlarının ortadan kaldırılması meselesinde ben patrona anlatıyorum önce biz napıyoruz. Mevcut bir puan katoloğu var, ne kadar hediye koyarsanız o kadar kağıt basıyorsunuz, ağırlığı artıyor maliyeti artıyor. Sonra insanlara gönderiyorsunuz, insanlar azıcık bakıyorlar, sonra biryere koyuyorlar, koydukları yeri unutuyorlar, lazım olup istediklerinde bedava tekrar veriyorsun. Adamlara 2 dolara mal oluyor, posta ücreti hariç. Ondan sonra 200 tane hediye seçiyoruz. Bu 200 hediye size ya da Ahmet amcaya, Emine teyzeye uymayabiliyor. Emine teyzeye onu almak istemiyor ama alacak başka bişey yok. Emine teyze katologtaki hediyeyi görüyor. 2500e ne hediye alırım diye düşünüyor, işine yaramayınca ben bunu kime hediye edeyim diye düşünüyor.
Bunun bir anlam yok, biz 5 aklı evvel oturuyoruz 5 milyon için karar veriyoruz. Çoğunluklada bulunduğumuz ortam, statü, seçtiğimiz ürünleri etkiliyor.Bu ürünler de 5 milyondan 100.000yle örtüşüyor. Kalan 4.900.000le örtüşmüyor. Biz onlar adına kendimizce iyi pazarlamacı olup karar veriyoruz. Sonra o Emine Teyze ya da Ahmet amca kendisini önünde havuç olan koşturulan bir katır olarak görmeye başlıyor ve buna kızıyor. Topu topu sizin seçtiğiniz birkaç ürün var onlar benim işime yaramıyor, bunun dışında koşuyorum. Bu çok anlamsız gelmeye başlayor. Ben bunları anlattım ve dedim ki isteyen istediği puanı istediği yönde kullansın. Bunu nasıl yaparız? İnternet o sırada belli bir noktaya gelmişti ve sanal mağazalar ortaya çıkmıştı. Hepsiburada. com’ a gittim. Konuyu konuşup anlaşmamız toplam 10dk.dan kısadır. Böyle bir fikrim var ne dersin diye sordum. 10 dk içinde el sıkıştım şaka söylemiyorum, teknoloji elemanları bir araya geldi ve çabuk bir şekilde fikir hayata geçti. Eskiden puanınızı toplamak zorundaydınız. Şimdi gidiyorsunuz alışverişe 12 liranız varsa kullanmak istermisiniz diye soruyorlar. Artık puanınızı istediğiniz yerde istediğiniz şey için kullanabiliyorsunuz. Banka tarafında da kişi başına 2 dolar tasarruf, Türkiyede 30.000.000 katolog olduğunu düşünürseniz, Türkiyede bankaların bana 60 milyon dolar borcu var bana %10 ‘unu verseler ben razıyım.:) Yani demek istediğim yapmamız gereken toplumun ürettiği yaratıcı fikirleri şirketlerin işe yarar hale getirme sürecinde, üreten insanlara bunu daha iyi nasıl yaparız, bunu nasıl hayata geçiririz diye sordurmak.
Son zamanlarda benim young guns projesi sayesinde ve diğer bir çok proje sayesinde gördüğüm bir şey var herkes fikir insanı! Bu ülkede uygulama insanı yok ama fikir insanı sebil. Buradaki enterasan şey şu: Bugün internetten iş arama siteleri varya bu işi yapmaya kalktım. İnternetin olmadığı bir dönemde orta ve alt kademe yönetici arayanlar için bir veri tabanı oluşturdum.Türkiye’de bu işi ilk defa yapanlardan bir tanesiyim.Uzun süre işsiz kaldım ve parasız kalmama sebep oldu bu iş. Sonrasında bankacılığa başlamak zorunda kaldım ve bankada işe girdim. Bir sene sonra şirketi kapatıp paramı alabildim.
Fikrinizin iyi olması bazı şeylere yetmez, toplumun bir olgunlaşma süreci yaşaması gerekiyor. Fikirlerin tutarlı olması gerekir, sadece kendi içinde tutarlı olması yetmez. Ben fikrimin o zaman için tutacağını ve çevrenin buna ihtiyacı olduğunu biliyordum. İhtiyaç var fakat yüzlerce insanın size ulaşması lazım, teknolojinin gelişmesi lazım, mümkün değildi o zaman için. Şimdi internet var. İkinci bir şey daha söyleyeyim; benim çevreyle tutarlı olmayan fikirlerden yenilikçi fikirler üretmeme geçiş 40 yaşın üstüne gelir.Bu bir çok insanda şok etkisi yapabilir. Gençken daha parlak fikir elde ediliri diye iddaa ediliyorsa yanlış. Neden yanlış: Çünkü insan yaşlanıyor. Ben taksitli altyapı nasıl oluşturulur diye düşünürken Ankara’ da bir alışveriş merkezinde biriyle konuşurken taksit kart fikri aklıma geldi. 200e yakın firmayla görüşüp, sizin için nasıl bir kart çıkaralım diye sorduk; birisi 3 taksit birisi 5 taksit herkes farklı istekte bulundu. Ben altyapıyı yeterince esnek yapmaya çalışıyorum. İlk görüştüğüm 50 kişi: “ tezgahtara güvenmiyorum, işine gelene 4 taksit, işine gelen 2 taksit yapar, taksit sayısını serbest yapma sınırla!” demişti. Bu şekilde kavramsal altyapıyı sınırlamaya göre geliştiriyorken, alışveriş merkezinde bir yönetici; “ size ne kardeşim ister 4 taksit yapar ister 8 taksit yapar müşteri, siz ona göre kurgulayın.” dedi. Düşünün ondan önce onlarca, yüzlerce görüşme yapmışsın hep kafa o şekilde kodlanmış. Daha sonra yönetici devam etti; “Siz müşterinin istediği taksit sayısına göre para alın dedi; 12 taksit yapana 1200’e yarın alacak olan 1200 değil 900’e satın. Siz bunu yapın.” dedi. Çok güzel tamam öğrendik sonra geri döndük ve kartı çıkarttık:)
Sosyal Medyayı aktif olarak kullanmaktasınız. Sosyal Medyanın ileriye yönelik gelişimi ve bunun inovasyon çalışmaları üzerine etkileri neler olabilir sizce?
Aslında crowdsourcing sosyal mecralar tetikleyebilir özellikle kurumlar bu konuda çok sayıda fikir alabilirler. Ama şöyle bir sıkıntılar var, sosyal medyadaki insanların genç olması, aktif olması, her fikrin açıkça söylenmesi ve bu fikirlerin değerli olduğunu zannetmesinden gelen bazı kısıtlar var. Bir yarışma yapıyoruz, fikirlerinizi değil biz sizi tanımak istiyoruz diyoruz diye. Yorumların çoğu: “Fikirleri ucuza getirmek için yeni numara bulmuşlar .” diyor. Başka bir yarışma gelen yorum: “Benim fikrim gibi bir fikri ortaya çıkarmak için milyon dolar para sunmanız lazım bana, milyon dolar verin fikrimi öyle söyleyeyim.” Niye çünkü kendi fikrine aşık bir grup insan var.
Fikirlerin peşlerini düşseler, çalışsalar heyecanla güzel değil mi ?
Eve güzel ama sürekli böyle olmuyor. Ben bankacılık sektöründe dünya neler yapıyor öğrenmek için çaba sarf ediyordum. Kimin bir parlak bir fikri varsa bana yönlendiriyorlar. Tanıdıkların çocuklarının parlak bir fikri varsa patron Uğura uğrasın diyor. Delikanlıyla konuşuyorum dedi ki: “Kartları ortadan kaldırsak, karttaki şifreyi telefon kartına koysak alışverişte dıt yapsa olur mu?” Ben dedim ki 6 sene önce bunu gördüm. Bu fikrin yeni değil. Peki bunun olması için neler lazım bunu hiç düşündün mü. Cevap hayır. Bunun altından kalkman için ilk önce telefonun yazar kasa ile bir bağlantısının olması lazım. Burada bir sürü süreç var, bunları hiç düşündün mü? Cevap: hayır?
Gelmek istediğim nokta bir tane fikir var ve son derece doğru fikri ( cep telefonu fikri) gelecekte olacak olan bu, bunun için gerekli süreçleri tanımlayıp böyle bir fikrim var derseniz başarılı olmazsınız. sosyal medyada aktif olduğum için çok sayıda genç arkadaşla birlikte oluyorum. Öylesine ki hayallerini varsayım zannediyorlar. Örneğin delikanlı proje yapmış ama rakipleri tanımıyor. Piyasayı bilmiyor. İşinizi bilmek önemli. Swot analizi yapmak lazım, nerede güçlüsün, nerede zayıfsın. Kimin rakibi olabilirsin. Kimler senin rakibin olabilir. Önce bu cevreyi etrafı görmezseniz çevreyle uyum sağlayamazsınız. Başarılı olmazsınız. Sosyal mecrada bir çok arkadaşımız fikirleri böyle. Bügün ben size milyon dolar yatırım versem zararın %10 u sizin olsun desem o işi yapamazsınız. Kar edersek %50 olsa dahi anlaşacağız zarar edersek %10 u sizin %90 ı benden çıksın desem. Gidip yatırım yapın desem buradan kaç tane fikir hayata geçer bulamazsınız.
Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?
Eklemek istediğim aslında inovasyonla ilgili sadece özetleyebilirim. Birincisi nokta aslında başkasını dinlemeden fikrin çevre ile uyarlı olmasını sağlamakta inovasyon olmaz. Buluş ve inovasyonu ayırmak lazım dünyada ilk kez bir şeyi keşfedecekseniz onun bile kime ne faydası olacağını bulursanız iyi edersiniz ama inovasyon dediğimiz şey ; çok güzel bir örneği vardır: Adamın bir tanesi sonuçta bir motor yapıyor ve arabanın tekerleği dönüyor. Bir başkası ya bu çok güzel bu kadar büyük olmadan başka bir şey yapabilirmiyim diye düşünüyor. Döner pervanenesiyle kesip öğütüyor. Bir başkası kesme öğütme yerine bir fırça koyuyor temizliyor. Bir başkası aynı fikirle yelpaze koyup yüzleri serinletiyor. Bunların hepsi aslında bir şeyin türevi ama hepsi inovasyon. Var olan bir şeye yeni bir şey giydiriyorsunuz bu bir yeniliktir.