İnovasyon Yolculuğuna Hazır mısınız?

Halil Bey, bize  kendinizden ve danışmanlık dünyası geçmişinizden bahseder misiniz?

Yaklaşık 15 yıldır danışman olarak çalışıyorum. Profesyonel  hayatımının tümünde danışman olarak çalıştım. Danışmanlık benim için meslekten öte, bir tutku. Türkiye’de danışmanlık zor bir meslek . İnsanlara anlatması zor ama güveni sağladığınızda, profesyonel olduğunuzu gösterdiğinizde danışmanlık yapabiliyorsunuz.

İnovasyon konusunda ciddi çalışmalar yaptığınızı biliyoruz bu çalışmalardan biraz bahseder misiniz?

2007 yılında inovasyon çok hit bir konu olmuştu. Hava yolları ve ekonomi dergilerinde kapak konusu olmuştu. Herkesin ağzında inovasyon dolaşıyordu. İnternet furyasına benzer, inovasyon yaparsanız başarılı olursunuz; yapmazsanız yok olursunuz gibi söylemler ortaya çıkmıştı. Bu sırada çok nadir olan bir iki aylık bir proje boşluğu dönemine denk gelmiştim. 2007 yılının baharında Amerika gezisi gerçekleştirdim. New York’ta,  Silikon Vadisi’ nde bazı ziyaretler sonucunda  inovasyonu yakından incelemeye karar verdim. İnovasyonun nasıl bir şey olduğunu, başarılı örneklerinin kimler olduğunu ve bunun sistematik bir şekilde yapılıp yapılamayacağını araştırmaya başladım. Danışmanlık disiplini nedeniyle biraz daha sistematik bir şekilde yaklaşmaya çalıştım ve bir model geliştirdim. Boğaziçi Üniversitesi’ nden bugün Intel’de çalışan bir stajyer öğrenci ile modeli geliştirdik. Sistematik inovasyon yapmak üzere 2007 yılının sonunda modeli oluştuk ve adına novamatik dedik. 2008 yılında bazı firmalarda, kurumlarda bu modeli denedik, taslak bir model olduğunu ve olgunlaşmaya ihtiyacı olduğunu ve bunu ancak firmalarla birlikte gerçek hayatta yapabileceğimizi gördük. Bazı firmalar bizimle bu konuda çalışmaya karar verdiler ve oldukça başarılı sonuçlar elde ettik. Firmalarda ham madde olarak bol bir şekilde bulunan fikirleri toplamak ve belli bazı konulara odaklayarak en parlak fikirleri tespit etmek ve bunları olgunlaştırıp projelere çevirmek adına oluşturduğumuz modeli denedik sonrasında bir iki banka da, başka bir iki kurumda başarılı kurulumlar yaptık. Yazılım ve portal desteğiyle teknolojik imkanlarla donattık ve sistemi oturttuk. Bugün o kurumlar  halen inovasyon sistemlerini kullanmaya devam ediyorlar. Şirketlerin inovasyon konusunda bilincini arttırmak üzere eğitim ve danışmanlık çalışmaları ve konuşmalar yapıyoruz, amacımız bu konuda insanları bilinçlendirmek.

İnovasyon nedir, ne değildir?

İnovasyon araştırmaları yaparken bu konuyu incelemiştik; öncelikle inovasyon  ne değildir ile başlayalım: İnovasyon sadece icat çıkarmak değildir, bunun içinde yer alabilir ama sadece ondan ibaret değildir. Her gün patent enstitülerinde onlarca kayıt yapıyorlar ama bunlar hayata geçmiyor. İnsan adına fayda üretemeyebiliyor, iş modelleri sağlıklı ve ekonomik olmayabiliyor. Dolayısıyle sadece icat çıkarmak değildir. Şirketlerde sürekli  devam eden süreç iyileştirme Business Process Reengineering  (BPR) denilen çalışmalar da olabiliyor. Sadece buda değil bunların hepsini kapsayan daha üst bir kavram.

Çalışmamız esnasında şöyle bir tanım koymuştuk: Yenilikçilik gücünü azami değer üretimi için harekete geçiren bir yönetim yaklaşımıdır. Tanımda ki her kelimeyi özenle seçtik. Yönetim yaklaşımı olması önemli, yönetimin desteklemesi gerekiyor. Amacı değer üretimi,  kurum adına, insanlık adına faydalı şeyler üretmeli. Diğer yandan da bu işin motoru yenilikçilik gücü.Ülkemizde nüfusun genç olmasından dolayı bol bulunan taze ve parlak fikirlerden,  değişik fikirleri olan insanlardan beslenen bu sürecin bir yönetim felsefesi, bir kurum kültürü haline gelmesi önemli bir şey. Genel olarak  inovasyonu bu şekilde tanımlıyoruz.

TUİK’in 2006-2008 yılları arasında yaptığı İnovasyon Araştırmasına göre ülkemizde ki şirketlerin % 70,2’i herhangi bir teknolojik inovasyon yapmamıştır. Türkiyede ki şirketlerin inovasyona uzak kalmasını, sizin tabirinizle innofobia’ yı neye bağlıyorsunuz?

Bu çok çarpıcı bir rakam, enteresan ve bir o kadar üzücü bir rakam. Ülkemizde,  gelişmekte olan bir ülke olmasından dolayı kaynaklar hat safhada kullanılmakta. Özellikle insan kaynakları için geçerli yani bir kurumda ki çalışan mesai saati içerisinde ve dışında hat safhada operasyonel hedeflere ulaşmak için çalışmaktadır. Stratejik düşünme, hedeflere odaklanma vb. kabiliyetleri biraz sınırlıdır. Ülkemizde bunun için kaynak ayrılması lüks olarak düşünülür. Şirketteki patron, az sayıda yönetici ya da tesadüfen bu iş için işe alınmış bazı özel kişilerle sınırlıdır. Bundan dolayı inovasyona odaklanamamaktan,  yenilikçilik yapmak konusunda arzunun, niyetin zayıf olmasından dolayı şirketler bu durumu kaçırıyorlar. Bunu birinci neden olarak düşünüyorum.

İkinci neden tabi ki vasıf, kabiliyet. Gelişmekte olan bir ülkede, insanların bu konuda yeterince eğitim almış olmaları, bilimler konusunda yeterli seviyede hizmet verebilmeleri, sıra dışı düşünebilmeleri hem laboratuar anlamında hem başka kaynaklar anlamında, donanımlı bir şekilde araştırma yapabilmeleri çok kısıtlı, dolayısıyla bir vasıf eksikliği de söz konusu inovasyonun önünde.

Birde bizim inofobia kavramının içinde  gördüğümüz rahat yataklar dediğimiz bir kavram var; yatağınız ne kadar rahatsa, o rahatlıkta yataktan çıkmak istersiniz. Yani bir insan evinde, yatağında, şirketinde kendini rahat hissettiği ve buna alıştığı bir zaman, artık ben böyle iyim fikrine çok kolayca kapılır. Hele bir şirket yada bir kişi lider yada başarılı bir konumdaysa bu his daha da güçlenir ve  gücüyle birlikte yenilikçilik dürtüsü azalır.

Yenilikçilik çoğu zaman yeni başlayan şirketler, girişimciler veya zor günler geçiren şirketler tarafında daha yoğun görünür çünkü onlar yaşam mücadelesi vermektedirler ve rahat yatakları yoktur. Bu bir vizyon meselesidir. Yatağı rahat olan şirketler için vizyon olarak her an yatağının rahatsızlanabileceğini, rahat yatağı muhafaza edebilmek için ileriye doğru bakması gerektiği de önemli unsurdur. Toparlamak gerekirse bir odaklanma,  inovasyon ancak odaklanılabilmişse gerçekleşebilir. Bununla ilgili yeterlince vasıf ve kaynak ayırmak lazım. Doğru kişilerle kaliteli zaman ayırması gerekiyor . Birde şirketin böyle bir vizyonun oluşturması  gerekir. Görüldüğü gibi bizim ülkemizde 10 şirketten 7si bu konuda çalışmamaya karar vermiş. Sizin çalışmalarınızla, sizin piyasadaki farkındalığı yükseltmenizle birlikte bu rakam inşallah yükselecektir.

Ülkemizin inovasyon yolculuğunda Açıkinovasyon.com’ u nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Türkiye Açıkinovasyon.com’a hazır mı?

Birkaç aydan beri tanışıyoruz sizinle ve bu girişimi kişisel olarak, kurumsal olarak ta mantıklı buluyor, destekliyorum. Açıkinovasyon.com beklide daha önce de bunu söylemiştim bu ülke için biraz erken. İnsanlar daha düz inovasyon yapmayı beceremiyorken rakamlarda bunu destekliyorken siz şirketlere daha gelişmiş bir yöntem olan açık inovasyon yapmaya teşvik ediyorsunuz ama genel itibariyle mantıklı ve akıllıca bir sistem. Yazılım endüstrisinde ve internet ortamında çok hızlı yaygınlaşan Sofware as a Service denilen kiralama usulü kabiliyet kazanma yani bir çözümün oluşturulması konsepti çok uygun. Türkiye’deki nadir örneklerden birisi dolayısıyla hem sizi tebrik ediyorum ve başarılarınızın devamını diliyorum. Genel olarak destekliyorum, çok mantıklı buluyorum.

Bunun dışında eklemek istedikleriniz?

Bu söyleşi esnasında bir iki düşünce oluştu. Şimdi madem %70’i inovasyon yapmıyor, açık inovasyon’da ileri bir vizyon şirketlerin bunu anlaması buna katılması zor. Hep birlikte sektörü, insanları, toplumu bu konuda eğitmemiz gerekiyor. Cem Yılmaz’ın tabiriyle “Eğitim Şart!” bu anlamda herkesin buna dahil olması, eğitim bir nevi seferberlik halinde devam etmesi gerek. Bizim insanımız kendi aklına çok güvenir, atasözlerimizde vardır “ Akıl akıldan üstündür’ deriz, damdan düşmüş insana sormak gibi… Dolayısıyla sadece kendi şirketi içindeki akıldan, belki ürün geliştirme, Ar-Ge departmanında ki insanların aklından yararlanmak yerine ulaşabileceği herkese ulaşıp, açık inovasyon yapmak gerkeçten bu konuda daha akıllıca ve başarılı yöntemdir.  Bu sizin sitenizdeki vakalarda ve piyasada görünen vakalarda ortak bir nokta. Procter & Gamble , Cisco ve başka şirketlerinde açık inovasyon yaptığını ve bu konuda önemli katma değer kazandığını görebiliyoruz.

Açıkinovasyon yapabilmek için şirketlerin kendilerine güvenmeleri gerekiyor. Bunun rekabette bir dezavantaj getireceğini düşünmemeleri gerekiyor.  Fit olan yani fiziksel olarak yerinde olan bir kişi çıplak kalmaktan çekinmez çünkü vücudunda utanması gereken bir durum yoktur aynı şekilde şirketlerde de kendi alanında akıllı, lider müşteri odaklı olan bir şirket, açık inovasyon yapmak konusunda daha cesur daha atılgan ve şeffaf davranabileceklerdir. Bu konuda o kadar güveni gelişmemiş şirketler nispeten daha kapalı ve tutuk davranabilirler bu tür tepkilere hazırlıklı olmak ve öz güvenlerini arttırmaya yönelik tedbirler düşünmek lazım.

Yurt dışındaki inovasyon süreçlerine, serüvenlerine bakıldığında insanların çok okuduklarını ve çok gezdiklerini görüyoruz.  Yurt dışında inovasyon gezileri düzenleniyor, Avrupa ve özellikle Amerika’da. Buradan yola çıkıyorsunuz, Paris’ te ki bir moda evine uğrayıp orada yeni kreasyonların yeni koleksiyonların nasıl tasarlandığı ile ilgili bir günlük bir tanıtım yapılıyor size sonra Silikon Vadisi’ ne gidip Apple’ nin tasarım ajansı IDEO’ ya uğruyorsunuz. Ondan sonra İsviçre’ ye uğrayıp Swatch’ın tasarım ofislerine uğruyorsunuz. Bunların hepsini bir arada 1 hafta, 10 gün içerisinde gezebileceğimiz turlar düzenleniyor.

Bu geziler Türkiye’de de yapılabilinir mi?

Tabi ki, bu konuda aracı da olabilirsiniz. Türkiye içinde inovasyon örnekleri çok fazla. Arçelik, TEB çok iyi birer örnek. Çarpıcı hikâyeler yakalayıp onları çarpıcı bir şekilde anlatabilecek insanlar yakalayıp ve açık davranma konusunda cesur ve özgüveni yüksek yerler yakalayıp yurt dışında ve yurt içinde böyle şeyler yapılabilir. Yurt dışında mevcut, onların buradan aracısı olup insanları götürebilirsiniz. Pekala yurt içinde de geziler yapılabilir. Sadece İstanbul olarak düşünmemek lazım. Anadolu kaplanları olarak isimlendirilen Kayseri, Antep vb. şehirlerde inovatif sanayicilerimiz var. Oralara da değişik turlar düzenlenebilir.  İnsanların inovasyon konusunda sıradan güncel hayatın dışında düşünebilmeleri için sanatçılar dahil edilebilir.

Maestro isimli bir kitap var biliyorsunuzdur. Bu bir kondüktörün hikâyesi ve şirket çalışanlarını orkestranın içine karıştırıyor.  Orkestranın ortasına oturtuyor ve klasik müziğin bir orkestrada nasıl icra edildiğini hissettiriyor.  Direkt orkestranın arasında oturtarak kondüktörün görevini ve diğer müzisyenlerin görevini anlamalarını sağlıyor. Sıra dışı yerlerde fikir edinmek, sıra dışı düşünebilmek üzere bir düsturun geliştirilmesi, bir kabiliyetin geliştirilmesiyle ilgili insanları sıra dışı şeylerle uyandırmak gerekiyor.